Sürre-i Hümâyun Geleneği Bu Sergide

İşkodra Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı işbirliği ile 10 Eylül tarihinde dijital platformlarda Surre-i Hümâyûn geleneğine dair oldukça ilgi çekici bir sergiye imza attı. Sergide Osmanlı padişahları tarafından hac zamanında Mekke ve Medine’ye gönderilen para ve hediyeleri taşıyan Surre-i Hümâyûn Alayları için yapılan törenlere dair günümüze ulaşan birçok fotoğraf bulunuyor.

İşkodra Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı işbirliği ile 10 Eylül Cuma günü dijital platfotmlarda Surre-i Hümâyûn sergisini gerçekleştirdi.

Sergide Osmanlı padişahlarının hac zamanında kutsal topraklara gönderdiği Surre-i Hümayûn’a dair törenler ve belgelere dair birçok fotoğraf bulunuyor. Yunus Emre Enstitüsünün dijital platformlarında yayımlanan sergi, Türkçe, Arapça, Arnavutça ve İngilizce olmak üzere dört dilde düzenlendi.  

 

KABE ÖRTÜSÜ ve EL YAZMASI KURAN-I KERİM’LER

İslamiyet’in 5 şartından biri olan hac farizasını yerine getirmek amacıyla yola çıkan hac kafileleri ile Surre-i Hümayun Alayları oldukça büyük bir önem taşıyordu. Osmanlı döneminde hac kafilesi Surre-i Hümâyûn ile özdeşleştirilmişti.

Surre-i Hümâyûn , “dağıtımı hac zamanına yetiştirilmek üzere Osmanlı padişahları tarafından Medine’de Ravza-i Mutahhara görevlileri, Mekke’de Mescid-i Haram vazifelileri ile Kudüs’teki Mescid-i Aksâ görevlilerine, bu şehirlerdeki kutsal mabetler civarında oturan yoksullara, âlimlere ve hayatıyla halka örnek olan salih kimselere dağıtılmak üzere gönderilen para keseleri ve çeşitli hediyeler” anlamına geliyor. Surre-i Hümâyûn ile birlikte gelen deve ve katırlarda Mekke şerifine ve diğer vazifelilere gidecek hediyeler, Haremeyn halkının, Arap kabilelerinin adlarına kayıtlı ve meşin torbalara koyulmuş tahsisatlar, Ravza-i Mutahhara’ya yollanan elyazması Kuran-ı Kerimler, tesbihler, altından, gümüşten, değerli taşlarla süslü şamdanlar, buhurdanlar, askılar, kandiller, halılar gibi birçok paha biçilmez hediyeler de bulunurdu. Hz. Muhammed’in Kabr-i Şerifi’ne örtülen “Kisve-i Saadet” ile Kabe-i Muazzama’ya örtülen “Sitâre-i Ka’betullah” ve görevlilere giydirilecek hil’atler, peşgirler, nalınlar ve tahta kaşıklar büyük bir özenle hazırlanırdı. Dualar ve salavatlarla dokunan Kabr-i Saadet örtüsü ile Kabe örtülerinin değişimi esnasında mübarek mahallerin yıkanması için Isparta’dan hususi olarak gülsuyu getirilirdi. Surre Alayları eşliğinde gönderilen Kâbe örtüsü, Surre-i Hümayun’un en değerli eşyalarından biriydi. 

533 YILLIK GELENEK

Birçok araştırmacı Kutsal topraklara olan ilk Osmanlı yardımının Sultan Çelebi Mehmet tarafından yapıldığı söylese de, Çelebi Mehmet’in (1413-1421) Babası Yıldırım Beyazıt’ın ilk kez yardım yaptığını söyleyen birçok tarihçi bulunuyor. Osmanlı’da ilk kez 1389 yılında, Yıldırım  I. Beyazıt  tarafından hükümdarlığının (1389–1392) ilk yılında  Edirne’den gönderilen mahmille başlayan gelenek, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı 1517’de fethetmesiyle aldığı Halife unvanıyla çok daha düzenli ve daha fazla önem verilen bir uygulama hâline gelmişti. Son kayıtlarda ise 1919-1922 yılları arasında Haremeyn fukarasına yine Sultan Vahidüddin tarafından sadaka dağıtılmıştı. Yani Surre-i Hümâyûn geleneği 533 yıllık bir gelenekti. 

HER YIL TAM VAKTİNDE KUTSAL TOPRAKLARDA

Osmanlı sultanları kutsal bölgelere götürülen hizmetlerin aksatılmadan yürütülmesine ve zamanında yetiştirilmesine çok büyük önem vermişti. Gönderilecek hediyeler ve para keseciklere her yıl tam vaktinde gönderildi.

Mekke’ye gitmek üzere yola çıkan Hacı kafileleri ve Surre Alayları’nın da burada toplaşıp uğurlandığı da bilinmektedir. Rivayete göre şehirden ayrılan kafileler son olarak buradan uğurlandığı için çeşmenin adı Ayrılık Çeşmesi olarak halk diline yerleşmiştir. Ayrılık Çeşmesi’nin ardından Kartal’a gelen kafile buradan Şam’a kadar at, katır veya merkeplerle gider, Şam’dan ise deveye binerdi.

GÖNÜLLER ARASINDA KÖPRÜLER KURDU

Surre-i Hümâyûn sadece İstanbul ile Hicaz arasında hediyelerin gidip geldiği bir kervan değil aynı zamanda halklar arasında gönül köprülerini kuran bir gelenek olmuş ve gittiği her yerde hürmetle karşılanmıştı.

Surre alayları her yıl Ramazan öncesinde Saray-ı Hümâyûn’dan yola çıkardı. Çok sayıda menzilde konaklayan Sürre-i Hümâyûn Alayı, Ramazan Ayı’nı Şam’da geçirirdi. Hac yolcuları Anadolu’dan Şam’a, Medine’den Mekke’ye geçtikleri yollarda sevinçle karşılanır ve dualarla uğurlanırdı. Mekke’ye uzanan bu yolculuk Kurban Bayramı’nda sonlanır ve geri dönüş başlardı. Mekke’ye kadar 54 menzilde konaklayan Surre-i Hümâyûn Alayı’nın hacca gidiş ve dönüşte menzillerde kalınan gün sayısı toplamda 90 günü bulmaktaydı. Surre-i Hümâyûn sadece İstanbul ile Hicaz arasında hediyelerin gidip geldiği bir kervan değil aynı zamanda halklar arasında gönül köprülerini kuran bir gelenek olmuş ve gittiği her yerde hürmetle karşılanmıştı.

“GİDİP DE DÖNMEMEK, DÖNÜP DE GÖRMEMEK VAR”

Mukaddes topraklara ulaşmak için karlı dağları ve kızgın çölleri aşacağını bilen Müslümanlar “Gidip de dönmemek, dönüp de görmemek” sözüyle bu kutsal yolculuğa çıkardı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde bir şenlik havasında kutsal topraklara gönderilen Surre-i Hümayûn Alayı’na dair fotoğraflar, Surre-i Hümayûn’un güvenli bir şekilde ulaştırılmasıda dair verilen resmi emirler sergide yer alıyor. Büyük ilgi gören sergi binlerce kişi tarafından izlendi.

Surre-i Hümâyûn Sergisi 30 Eylül 2020 tarihine kadar izlenebilecek.

Sergiye buradaki linkten ulaşılabiliyor.

 

 

%d blogcu bunu beğendi: