Cumhurbaşkanı Erdoğan, din görevlileri ile buluştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Camiler ve Din Görevlileri Haftası dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığının merkez ve taşra teşkilatında görev yapan din görevlileriyle buluştu.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen buluşmada konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta dolayısıyla din görevlilerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde misafir etmekten memnuniyet duyduğunu belirterek, “Burada bulunan kardeşlerimiz başta olmak üzere tüm imamlarımızın, müezzinlerimizin, Kur’an kursu hocalarımızın, vaiz, vaize, ve müftülerimizin, din hizmetleri müşavirlerimizin camiler ve din görevlileri haftasını gönülden tebrik ediyorum. Bu anlamlı hafta vesilesiyle bizleri bir araya getiren Sayın Diyanet İşleri Başkanımıza ve ekibine de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyanet İşleri Başkanlığının, 129 bin mensubuyla, 81 ilin yanı sıra Asya’dan Afrika’ya dünyanın farklı köşelerinde ilim ve irşat çalışmaları yürüten gözbebeği bir kurum olduğunu ifade ederek, “Mihrapları imamsız, minberleri hatipsiz, minareleri ezansız bırakmayan tüm hocalarımızdan Allah razı olsun diyorum” diye konuştu.

Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın, din görevlilerin çalışmalarının bilinmesi ve farklı toplum kesimlerine ulaştırılması açısından da bir fırsat teşkil ettiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan,”Maalesef toplumun belli bir kesimi, Diyanet İşleri Başkanlığımızın görev alanının özellikle sadece cami ile sınırlı olduğunu düşünüyor. Oysa Diyanet camiamız, insani yardım çalışmalarında, eğitim ve irşat faaliyetlerinde, insanlar arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde, milli bünyemize yabancı sapkınlıklarla mücadelede çok önemli roller üstleniyor. Yaşadığımız onca provokasyona rağmen milletimizin birlik ve beraberliğini korumasında, Diyanet İşleri Başkanlığının katkısının göz ardı edilemez” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin sınırlarının hemen dibinde yuvalanan DEAŞ belasının en az zararla atlatmasında da Diyanet camiasının payının büyük olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerek 15 Temmuz darbe girişiminin savuşturulmasında gerekse FETÖ ihanet çetesinin toplum bünyemizde açtığı yaraların sarılmasında Diyanet İşleri Başkanlığımız hep ön saflarda yer almıştır” şeklinde konuştu.

“İmamlarımız, müezzinlerimiz, hiçbir karşılık beklemeden, zor günlerinde ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın imdadına koştu”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet personelinin, koronavirüse karşı yürütülen mücadelede de fedakarca görev yaptığını ifade ederek, şöyle devam etti:

“VEFA Sosyal Destek Gruplarında tam 62 bin 700 Diyanet görevlimiz sorumluluk üstlendi. İmamlarımız, müezzinlerimiz, hiçbir karşılık beklemeden, zor günlerinde ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın imdadına koştu. Devlet-millet dayanışmasının en güzel örneklerini sergilediğimiz o sıkıntılı dönemi, hamdolsun, diğer ülkelere nazaran daha rahat atlattık.

İnsanların tek başına, çaresizce son nefesini verdiği görüntülerin hiçbirini, din görevlilerinin de desteğiyle, milletimize yaşatmadık. Bu vesileyle samimiyetine bizzat şahit olduğumuz çok değerli kardeşim Ömer Döngeloğlu başta olmak üzere Kovid-19 hastalığına kurban verdiğimiz tüm hocalarımızı rahmetle yad ediyorum.  Sağlık görevlileriyle beraber salgınla mücadeleye destek veren tüm kardeşlerime teşekkürlerimi sunuyorum.”

 “TAMAM” diye sloganlaştırdıkları temizlik, maske, mesafe” kurallarına riayet ederek salgınla mücadelenin sürdürdüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu kurallara uymamanın kul hakkına girmek olduğuna işaret eden Erdoğan, “Hiçbir vatandaşımın, bilerek ve isteyerek, böylesi ağır bir vebalin altına girmeyeceğine inanıyorum. Diyanet camiamızdan, toplumumuzun bilinçlendirilmesinde oynadığı öncü rolü aynı kararlılıkla devam ettirmesini bekliyorum. Rabb’imden bizi, milletimizi ve tüm insanlığı salgın musibetinden bir an önce kurtarmasını niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.

“Ayasofya’yı, asli kimliğine döndürmenin bahtiyarlığını yaşadık”

86 yıllık uzun bir hasretin ardından Ayasofya’yı, asli kimliğine döndürmenin bahtiyarlığını yaşadıklarını dile getiren Erdoğan, “Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’ni, 24 Temmuz Cuma günü dualar, niyazlar, gözyaşlarıyla yeniden ibadete açtık. Ayasofya’nın, Fatih Sultan Mehmet Han’ın vasiyetine uygun şekilde tekrar cami hüviyetine kavuşması, milletimizin en büyük hayallerinden biriydi. Bu uğurda pek çok şairimiz, edebiyatçımız, siyaset adamımız ağır bedeller ödedi, hatta aralarında idamla yargılananlar oldu. Bizler de ilk gençlik yıllarımızdan itibaren, Ayasofya’nın minarelerinden yükselecek Ezan-ı Muhammedileri dinlemenin umuduyla yaşadık” diye konuştu.

Erdoğan, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin ibadete açılmasının hukuk ve demokrasi içinde yürütülen, her günü sabırla örülmüş 86 yıllık mücadelenin en tatlı meyvesi olduğunu belirterek “Türkiye’nin kendi hükümranlık haklarını kullanarak attığı bu adım, dünya siyasetinde yeni bir dönemin habercisidir. Ayasofya kararıyla Türkiye, bağımsızlığı üzerindeki bir gölgeyi kaldırmış, iradesine vurulan bir prangadan daha kurtulmuştur. Hemen arkasından Kariye’nin de camiye çevrilmesi aynı şekilde ardı ardına bizler için bir müjdeydi.” diye konuştu.

Erdoğan, Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin hemen ardından restorasyonunu tamamlayarak açılışını yaptıkları Sümela Manastırı’nın ise Türkiye’nin dini özgürlüklerle ilgili hiçbir kompleksinin olmadığını dost, düşman herkese gösterdiğini söyledi.

İslam düşmanlığı

Erdoğan, Türkiye’nin dini hak ve özgürlükler konusunda örnek bir tavır sergilerken Batı dünyasında tam tersi bir atmosferin hakim olduğunu gördüklerini bildirdi.

Uzun yıllar demokrasinin beşiği olmuş Batı ülkelerinde ırkçılık, ayrımcılık ve İslam düşmanlığının zehirli bir sarmaşık gibi yayıldığına dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Müslümanlara ait iş yerleri hemen her gün faşist grupların hedefi oluyor. Müslüman kadınlar başörtülerinden dolayı sokakta, çarşıda, okulda sözlü ve fiili tacize maruz kalıyor. Neredeyse her gün sırf Türk ve Müslüman olduğu için saldırıya uğrayan, hakları gasp edilen, işten atılan insanlarımızın haberlerini alıyoruz. Bu eylemlerden Müslümanlarla birlikte etnik kimliği, görünüşü, dini aidiyeti farklı olan diğer kesimler de etkileniyor. Neonazi terörü, bizim vatandaşlarımız kadar Afrikalı, Asyalı göçmenleri, Müslümanlar kadar Musevileri de hedef alıyor. DEAŞ benzeri ideolojik bir fanatizmin Avrupa toplumlarını günden güne daha fazla zehirlediğine şahit oluyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle camilere ve diğer dinlerin ibadethanelerine yönelik eylemlerin akıl almaz boyutlara ulaştığını vurguladı.

İsveç’te Kur’an-ı Kerim’in yakılması, Norveç’te Kur’an-ı Kerim’in yırtılması ve Fransa’da basın özgürlüğü adına Hazreti Muhammed’i tahkir eden karikatürlerin teşvik edilmesinin kutsallara yönelik saldırılardan sadece birkaçı olduğunu anımsatan Erdoğan, geçen yıl Yeni Zelanda’da 52 kişinin şehit edildiği terör saldırısının insanlık olarak karşı karşıya olunan tehdidi gözler önüne serdiğini dile getirdi.

“Avrupa terör eylemlerinin faillerine göre tavır takınmakta”

Batı dünyasının, kanser hücresi gibi büyüyen bu tehdit ile yüzleşme cesareti gösteremediğine dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:

“Çok daha vahimi, Müslümanların mukaddes değerlerine yönelik saldırıların fikir özgürlüğü parantezine alınarak görmezden gelinmesidir. Camilere ve Müslümanlara ait iş yerlerine saldıran caniler, kovuşturmaya dahi uğramıyor. NSU gibi artık ayyuka çıkmış örgütlerin cürümlerine ise dönerci cinayetleri yaftası vurularak önemsizleştirilmeye çalışılıyor. Çok açık ve net söylüyorum. Bugün birçok Batı ülkesinde, ırkçılık ve İslam düşmanlığı bizzat devlet tarafından himaye edilmektedir. Neonazi yapılar, ordu ve emniyet içinde rahatça örgütlenmektedir. Medya adeta bu örgütlerin halkla ilişkiler faaliyetlerini yürütmektedir. Avrupa ülkeleri terör eylemlerinin faillerine göre tavır takınmaktadır. Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan o soykırımlar gibi 2012 yılındaki Breivik katliamlarından da gereken dersi çıkarmadığı anlaşılıyor. Breivik’in vahşice katlettiği masumlar arasında sadece yabancılar yoktur. Kendi ülkesinden çocuklar, gençler de vardır.”

“Türkiye’yi sustururlarsa meselelerin çözüleceğini zannediyorlar”

Erdoğan, yakın tarihte şahit oldukları diğer saldırıların, şiddetin belli bir bölgeyle, belli bir etnik kimlikle veya dini grupla ilgisinin olmadığını ortaya koyduğunu belirtti.

Avrupa ülkelerinin ısrarla bu gerçeklere gözlerini yummayı tercih ettiğini söyleyen Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bizim gibi hakikatleri haykıran siyasetçiler itibar suikastiyle düşmanlaştırılmaya çalışıldı. Son yıllarda bazı Avrupalı liderler ve medya kuruluşları eliyle körüklenen Türk ve İslam düşmanlığının arkasında yatan sebeplerden biri de budur. Türkiye’yi sustururlarsa meselelerin çözüleceğini zannediyorlar. Bizi düşmanlaştırınca hatalarının görülmeyeceğine inanıyorlar. Nasıl devekuşu kuma kafasını gömünce gözden kaybolmuyorsa sorunlar da yok sayılınca ortadan kalkmıyor. Irkçılık ve İslam düşmanlarıyla yüzleşmek yerine hedef saptıranlar en büyük kötülüğü kendi toplumlarına yapmaktadır. Bugün görmezden geldikleri sorunlar, yarın daha büyük felaketler olarak karşılarına çıkacaktır.”

“Müslümanlara saldırmak, Avrupalı siyasetçilerin başarısızlıklarını perdelemek için kullandıkları en önemli araçlardan biri haline gelmiştir.” diyen Erdoğan, daha önce faşist grupların oy devşirmek için başvurdukları bu ucuz politikaya şimdi kimi başbakan ve cumhurbaşkanlarının da tevessül ettiğine işaret etti.

Macron’a cevap: “İslam’ın yapılandırılmasından bahsetmesi hadsizliktir, edepsizliktir”

Siyasette sıkışan dış politikada çuvallayan Avrupalı liderlerin İslam’ı hedef göstererek kifayetsizliklerini örtmeye çalıştığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bu kervana katılan son isim Fransa Cumhurbaşkanı Macron olmuştur. Macron’un Müslümanların yoğunlukta olduğu bir şehirde yaptığı ‘İslam krizde’ açıklaması saygısızlıktan öte açık bir provokasyondur. Fransız Devlet Başkanı olarak daha şurada bir hafta, on gün önce, münasebetlerimizi geliştirelim, görüşmelerimizi geliştirelim derken nasıl da çabucak unutuveriyor. Hemen ardından bu açıklamayı yapması kendisine ne denli saygı duyulacağını gösteriyor. Fransız Devlet Başkanı olarak İslam’ın yapılandırılmasından bahsetmesi hadsizliktir, edepsizliktir. Bizim ağzımızdan bugüne kadar Hristiyanlığın, Museviliğin yapılandırılması diye bir şey duydunuz mu? Sen kimsin ki İslam’ın yapılandırılması diye bir ifadeyi ağzına alıyorsun.”

Devletin görevinin, milyarlarca inananı olan bir dine müdahale etmek değil, tüm inanç mensuplarının hak ve özgürlüklerini garanti altına almak olduğunu ifade eden Erdoğan, devlet eliyle “dinde reform” girişimlerinin totaliter toplumların alametifarikası olduğunu söyledi.

Macron’un “İslam dünyasının krizi”nden bahsederek, ülkesinin ve Fransız toplumunun içinde bulunduğu krizi perdelemek istediğine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Aşırılıkla mücadele yasasıyla asıl amacın fanatizmle mücadele etmek değil, İslamla ve Müslümanlarla hesaplaşmak olduğu anlaşılıyor. Avrupa İslamı, Fransa İslamı, konsüler İslam gibi kavramlarla Müslümanlara dinsiz bir dindarlık dayatılmak isteniyor. Oryantalizmin yeni bir versiyonu olan bu zihniyet, samimi Müslümanları ötekileştirirken, DEAŞ ve FETÖ gibi istismarcıların önünü açıyor. Yarım asırdır Fransız toplumu içinde yaşayan Müslümanların ayrılıkçı olarak damgalanması, çok büyük çatışmaların kapısını aralayacaktır. Hiç kimsenin Müslümanların can ve mal emniyetini, inanç ve ibadet özgürlüğünü riske atma hakkı yoktur.”

Erdoğan, Avrupa’da yaşayan vatandaşların canı, malı, namusunun o ülkelere emanet olduğunun altını çizerek, “Onlarca insanını ırkçı teröre kurban vermiş bir ülke olarak bu tür provokasyonlara sessiz kalamayız” dedi.

“İnancımıza hürmetsizliği sineye çekemeyiz”

“Dinimize ve inancımıza yönelik hürmetsizliği asla sineye çekemeyiz. Özellikle de Hakk’ın hatırını üç günlük dünya hayatında feda etmeyiz.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, devlet başkanlarının insanların kutsallarıyla ilgili konularda söz söylerken kılı kırk yarması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Macron’un özellikle cahili olduğu meselelerde konuşurken çok daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Bunu kendisine defaatle söyledim. ‘Bu işleri bilmiyorsunuz’… Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Böyle bir durumda. Kendisinden artık sömürge valisi gibi davranmak yerine, sorumlu bir devlet adamı gibi hareket etmesini bekliyoruz. Burada şu gerçeği de ifade etmekte fayda görüyorum. Türkiye olarak asimilasyona ne kadar karşıysak, entegrasyonu da o derece kuvvetli bir şekilde savunuyoruz. Yurt dışındaki kardeşlerimize asla içlerine kapanmamalarını, siyasette, sanatta, kültürde, iş hayatında hep görünür olmalarını telkin ediyoruz.”

Erdoğan, Avrupa’da yaşayan vatandaşların kimliklerini koruyarak, sağlıklı entegrasyonunu hedefleyen, iyi niyetli tüm çabaları desteklemeye hazır olduklarını vurguladı.

Türkiye’nin, yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı, kültürel ırkçılık ve aşırılıkla mücadelede Batılı ülkelerin en büyük imkanı olduğunu belirten Erdoğan, İstanbul, Hatay, Mardin gibi şehirlerin bir arada yaşama kültürünün sembolü olduğunu hatırlattı.

“Yanlış yollara sapmamalarını temenni ediyoruz”

Avrupalı siyasetçilerin bu şehirlerden alacağı birçok dersin olduğuna işaret eden Erdoğan, yurt dışında görev yapan imamların, din hizmetleri müşavirlerinin hem vatandaşların dini ihtiyaçlarının karşılanmasında hem de bulundukları topluma entegrasyonlarında önemli roller üstlendiğini kaydetti.

Erdoğan, DEAŞ gibi sapkın akımların Türk toplumuna sirayet edememesinde, din görevlilerinin yürüttüğü irşat çalışmalarının çok büyük payı olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

“Avrupalı devletlere düşen, bu kazanımları dinamitlemek yerine daha fazla yayılmasına katkı sunmaktır. Batılı liderlerin popülizm uğruna çok ciddi maliyetleri olacak yanlış yollara sapmamalarını temenni ediyoruz. Bölgemizde ve dünyada hoşgörüsüzlük ne kadar artarsa artsın biz hep farklı yerde durmaya, hoşgörüyü yüceltmeye devam edeceğiz. Bin yıldır olduğu gibi gelecekte de tüm insanlığın barış, huzur ve esenliği için mücadele etmeyi bu anlamda sürdüreceğiz. Rabb’im yar ve yardımcımız olsun.”

Diyanet İşleri Başkanlığının tüm mensuplarına hizmetleri için teşekkür eden Erdoğan, Camiler ve Din Görevlileri Haftasını tebrik etti.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, ise yaptığı konuşmada “Camiler ve Din Görevlileri Haftası”nda “Cami ve İlim” konusunu tema olarak belirlediklerini ifade ederek, “Bu hafta münasebetiyle cami ve ilim ekseninde pek çok program ve etkinlik gerçekleştiriyoruz. Kadim medeniyetimizin örnekliğinde camilerimizin ilim merkezi hüviyetlerini en ideal düzeye taşımanın gayreti içerisindeyiz” dedi.

İslam tarihi boyunca mabed ile mektep, cami ile üniversite hep içi içe olduğunu belirten Başkan Erbaş, “Diyanet İşleri Başkanlığımız, 150 bin görevlisi ile beraber, nebevi mirasa varis olmanın sorumluluğu ve kulluk bilinciyle, milletimize ve dünyanın pek çok yerindeki kardeşlerimize rehberlik etmektedir. Özellikle, dinimizin sahih bilgisini milletimize ulaştırmak ve din istismarının önüne geçmek, çocuk, gençlik, kadın ve aileye yönelik çalışmalarını bütün toplumu kuşatacak şekilde geliştirmek için çalışmaktadır” diye konuştu.

“İrşad, vaaz gibi hizmetlerimizi dijital mecralar üzerinden kesintisiz devam ettirdik”

Başkan Erbaş, salgın sürecinde de din görevlilerinin gece-gündüz demeden milletin hizmetinde bulunduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

“Başta vefa destek gruplarındaki hizmetlerimiz olmak üzere vatandaşlarımızın her türlü ihtiyaçlarında yardımlarına koştuk. Salgınla mücadelede alınması gereken tedbirler konusunda camilerimizle topluma örnek olmaya ve rehberlik etmeye çalıştık. Bu süreçte eğitim, irşad, vaaz, sohbet ve manevi rehberlik gibi hizmetlerimizin tamamını Diyanet Televizyonumuz ve diğer dijital mecralar üzerinden kesintisiz bir şekilde devam ettirdik. En son, 2 Ekim’de Ayasofya’da açılışını yaptığımız Ayasofya Sempozyumunu online olarak gerçekleştirdik. Ve ortalama 10 bin civarında insanın üç gün boyunca sempozyumu dijital platformlar üzerinden takip ettiğini görmüş olduk.”

Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Hafızlık Eğitimi Dairesi ve Dijital Yayınlar Dairesi başkanlıklarının kurulduğunu ve çalışmalarına başladığını ifade eden Başkan Erbaş, Din İşleri Yüksek Kurulunun yeni başkanı ve üyelerinin seçiminin yapıldığını ve görevlerine başladıklarını söyledi.

“20 Ekim’de İslam İşbirliği Teşkilatı ile online bir toplantı gerçekleştireceğiz”

Başkan Erbaş, 20 Ekim’de İslam İşbirliği Teşkilatı ile online bir toplantı gerçekleştireceklerini belirterek, “Bizim davetimiz ve organizemizle İslam İşbirliği Teşkilatı’na üye ve gözlemci 68 ülkenin dini liderleri ile online bir toplantı yaparak İslam dünyasının başta islamofobi olmak üzere yaşadığı problemleri inşallah gün boyunca müzakere edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye Diyanet Vakfı’nın 2020 yılı içerisinde yürüttüğü çalışmalarla ilgili bilgi veren Başkan Erbaş, “2020 yılında Türkiye Diyanet Vakfımızla birlikte Ramazan’da 81 ilimizde ve 35 ülkede ramazan yardımları dağıttık; vekaletle kurban faaliyetimizde de tüm zamanların üzerine çıkarak bu yıl 554 bin hisse kurbanı, ülkemizin 81 il ve 232 ilçesinde, yurt dışında ise 75 ülkenin 287 bölgesinde kestik ve 25 milyonu aşkın mazlum ve muhtaç kardeşlerimize ulaştırdık. Bu vesileyle sadece kurban etini değil, aynı zamanda milletimizin cömertliğinin, muhabbetinin, devletimizin büyüklüğünün tanıtımına da katkı sağladığımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu.

“Her vesileyle toplumumuzun her kesimiyle buluşmaya çalışıyoruz”

Başkan Erbaş, her vesileyle toplumun her kesimiyle buluşmaya gayreti içerisinde olduklarını belirterek, şunları söyledi:

“Bu bağlamda şu ana kadar Şırnak’tan Edirne’ye Muğla’dan Tunceli’ye 27 ilimizde il buluşmaları yaptık. İki gün sürüyor il buluşmalarımız. Valiliğimizi, belediyemizi rektörlüğümüzü, Kur’an kurslarımızı eğer varsa o ilde Cem evlerini ziyaret ediyoruz. Şehit yakınlarını ve gazileri ziyaret ediyoruz. Merkezden mezraya tüm din görevlilerimiz ile büyük konferans salonlarında toplantı yapıyoruz. Sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve işadamları ile toplantı yaparak Diyanetimizin ve Diyanet Vakfımızın faaliyetlerini anlatıyoruz. Üniversite öğrencileri ile üniversite içindeki konferans salonunda buluşuyoruz ve onlara “Bilgiden Bilince Gençlerle Baş Başa” başlığı altında konferans veriyoruz. Elhamdülillah şu ana kadar 27 üniversitemizde bu şekilde konferans verdik. Elbette bütün bu hizmetlerimizdeki en büyük imkân devletimizin desteği ve milletimizin teveccühüdür.”

Diyanet hizmetleri için sahip olunan imkanların büyük bir şükrü gerekli kıldığını ifade eden Başkan Erbaş, “Rabbimiz, ‘Eğer şükrederseniz arttırırım, nankörlük ederseniz azabım şiddetli olur” buyuruyor. Bu manada bizim için en büyük şükür, geçmişten ders alarak ve bugünün farkında olarak daha çok çalışmak ve daha çok gayret etmektir” diye konuştu.

“Bizim görev tanımlamamızı Rabbimiz yapmış”

Başkan Erbaş, camileri birer ilim, irfan ve ahlak mekteplerine dönüştürerek İslam’a ve millete hizmet eden tüm teşkilat mensuplarına teşekkür ederek,

Gittiğim her ilde hocalarımıza diyorum ki: Bizim görev tanımlamamızı Rabbimiz yapmış. Buyurmuş ki, “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten men eden bir topluluk, bir ümmet oluşsun” işte o topluluğun temsilcileri burada Elhamdülillah. Rasul-i Ekrem de bizleri peygamberlere varis kılmış. Onlar tebliğ, davet ve irşad vazifelerini yaptılar, Rablerine kavuştular. Şimdi bu vazifeyi onların varisleri olarak bizler yapacağız. Peygamber Efendimiz nasıl şahitlik yaptıysa, nasıl mürşitlik, mübeşşirlik, munzirlik yaptıysa, yani insanları uyardıysa inşallah bu görevleri biz yapacağız. Ve nasıl Efendimiz aleyhisselatu vesselam Veda Hutbesi’nde ashabını kendisine bu vazifeleri yaptığına dair şahit tuttuysa bizler de her birimiz çalıştığımız yerlerde görevlerimizden ayrılırken cemaatimizi, muhatap kitlemizi şahit tutup Rabbimize de, ‘Şahit ol Yarab’ diyerek görevlerimizden ayrıla bilirsek ne mutlu bize, diyorum bütün görevlilerimize. Bu nasihati her zaman tekrarlıyorum.”

Başkan Erbaş, yapmış oldukları çalışmalara vermiş olduğu destek için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ederek, sözlerini şu niyazla tamamladı:

“Ahirete irtihal eden hademe-i hayrâta Yüce Allah’tan rahmet diliyor; hayatta olanlara sıhhat ve afiyet içerisinde daha nice hizmetler nasip etmesini niyaz ediyorum.”

Programın sonunda Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi maketi takdim etti.

%d blogcu bunu beğendi: