Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Ve TSK Komuta Kademesi KKTC’deki Törenlere Katıldı

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Ve TSK Komuta Kademesi KKTC’deki Törenlere Katıldı

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) 37’nci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda gerçekleştirilen geçit törenine katıldı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a diğer Bakanlarla birlikte Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal da eşlik etti. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, KKTC’deki törende yaptığı konuşmada özetle şu mesajları verdi:

KKTC HEPİMİZ İÇİN İFTİHAR KAYNAĞIDIR

Türk milletinin Türkiye Cumhuriyeti’nden sonraki ikinci bağımsız devleti Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hepimiz için iftihar kaynağıdır. Anadolu’dan Akdeniz’deki ufka, buradan Anadolu’ya bakarak nazlı nazlı dalgalanan ay yıldızlı bayraklarımız milli davamızın ulaştığı noktayı gösteriyor.

Varlıklarına yönelik sayısız saldırıya rağmen Kıbrıs Türkleri hamdolsun kendi topraklarında başı dik, onurlu ve özgür bir şekilde yaşıyor. Kıbrıs Türkü kardeşlerimiz geleceklerine daha büyük bir umutla, güvenle bakıyor. Elbette bugünlere kolay gelmedik, bu topraklardaki her bir başarımızı çetin mücadeleler sonucunda ağır bedeller ödeyerek elde ettik.  Şair Süleyman Uluçamgil gibi nice gencecik evlatlarımızı, Yüzbaşı Cengiz Topel gibi nice kahramanlarımızı şehit vererek istiklalimizi kazandık. Onca zulme, işkenceye, ihanete rağmen mücadele sancağımızı asla yere düşürmedik. Mücahitlerimizin ve Mehmetçiğin destansı mücadeleleri sayesinde hamdolsun zafere ulaştık.

BARIŞ DOLU BİR GELECEĞİ HEP BERABER İNŞA EDECEĞİZ

Kıbrıs semalarını ezansız, hilali mahzun, vatanı esir bırakmamak için toprağa düşen aziz şehitlerimizi minnetle, rahmetle yâd ediyorum. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da onların kutlu mirasına sahip çıkarak ruhlarını şad edeceğiz. Geçmişi unutmadan bağımsızlık uğruna çektiğimiz acıları asla aklımızdan çıkarmadan inşallah barış dolu bir geleceği hep beraber inşa edeceğiz.

Medeniyetimizin 1400 yıla, Osmanlı’nın 450 yıla yakındır mührünü taşıyan Kıbrıs maalesef son 1,5 asırdır belirsizliğin hâkim olduğu, çalkantılı bir süreç yaşamıştır. Rumların artan katliam ve saldırılarının ardından gerçekleştirdiğimiz 1974 Barış Harekâtı ile fiilen istikrara kavuşan Kıbrıs’la ilgili siyasi sorunlar hala devam ediyor. Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını ve güvenliğini temin edecek şekilde adil, kalıcı, sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulması önceliğimizdir. Türk tarafı olarak en başından beri bu doğrultuda çok güçlü irade ortaya koyduk, yapıcı fikirler sunduk, iyi niyetle çaba gösterdik ancak sadece bir tarafın çabası çözümün kilidini açmaya yetmiyor.

Kıbrıs Türkü 2004 yılında çözüm için barış ve demokrasi uğruna dünya ile bütünleşmek adına Annan Planı’na ‘evet’ dedi. Rum tarafı ise masada planı kabul eden liderlerinin bizzat yürüttüğü ‘hayır’ kampanyası sonucunda Kıbrıs Türkü ile ortak bir gelecek kurmayı reddetti. 2017’de İsviçre’de Rum tarafı ‘Kıbrıs Türkü ile bırakın siyasi gücü, refahı, hastaneleri bile paylaşmam’ diyerek yine masadan kaçtı. Bürgenstock’ta bizzat gerek Kofi Annan gerekse buradan katılanlar, Yunanistan’dan katılanlar hep beraber masada oturduk, konuştuk ama bütün bu görüşmelerin sonucunda ne yazık ki referanduma gelince iş değişti.”

BUGÜN DE YALAN SÖYLÜYORLAR

Referandumda KKTC  “evet”, Güney’in ise “hayır” dedi. Bütün bunlar yaşanan gerçekler fakat Avrupa Birliği atılan bu adımlara rağmen verilen sözleri yerine getirdi mi? Hayır. Onlar da verilen sözleri yerine getirmedi. İdari ve mali noktada vermeleri gereken destekleri Kuzey Kıbrıs’a vermediler. O gün nasıl yalan söylediyseler maalesef bugün de yalan söylüyorlar. Özellikle son 50 yıldır süren görüşmelerin neticesinde şu gerçeği artık çok iyi biliyoruz; Kıbrıs’ta 1963’te silah zoruyla bozulan, 1974’te ise Yunan cuntasının düzenlediği darbeyle tamamen ortadan kalkan ortaklığı Rumlarla birlikte yeniden tesis etmek mümkün değildir.”

Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmaz. Bugün Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı demokratik düzen ve iki ayrı devlet vardır. Cumhurbaşkanı Sayın Tatar’ın da belirttiği üzere egemen eşitlik temelinde iki devletli bir çözümün konuşulması ve müzakere edilmesi gerekiyor. Esasen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının iradesi de son seçimlerde bu yönde tecelli etmiştir. Rumlar iktidarı ve refahı adanın ortak sahibi Kıbrıs Türkleri ile eşit olarak paylaşmak istemiyor, bunu da açıkça söylüyor. Hidrokarbon kaynakları konusunda Kıbrıs Türkleri ile masaya oturmaktan sürekli kaçmalarının sebebi de budur.

Garantör ülke olarak bizim de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de bu diploması oyunlarına artık tahammülümüz kalmamıştır. Şunu da çok açık, net söylemem gerekiyor; Kuzey Kıbrıs’ta yaşayıp da kendi Cumhurbaşkanını Güney Kıbrıs’ın başındaki sözde yöneticilere şikâyet edenlerle Güney Kıbrıs güç devşireceğini zannediyorsa aldandığını ve aldanacağını bilmelidir. Evet, bu sözde paçavralar maalesef kendi Cumhurbaşkanını kalkıp da Güney Kıbrıs’ın sözde cumhurbaşkanına şikâyet ederse bunun akıbeti nereye varır benim sevgili kardeşlerim bunu gayet iyi biliyorlar.”

MARAŞ’TA ATILAN ADIM MAĞDURİYETLERİN GİDERİLMESİNİ SAĞLAMAKTIR

Maraş’ta atılan adımın amacı, yeni mağduriyetler oluşturmak değil, bilakis mevcut mağduriyetlerin giderilmesini sağlamaktır. Mülkiyet haklarına riayet edilerek yürütülecek çalışmalar sonucunda Maraş’ta herkesin yararına olacak yeni bir dönem başlayacaktır. İnşallah bu hedefe hep birlikte ulaşacağız.

Ancak iyi niyetli bu çabalarımızın karşılığını bir türlü alamadık. Özellikle Avrupa ülkeleri diplomasi fırsatlarını değerlendirmediği gibi Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin şımarıklıklarına boyun eğdi. Verilen sözlerin hilafına, Kıbrıs meselesi çözülmeden Avrupa Birliği’ne üye yapılan Rum tarafı, Kıbrıs Türklerini yok sayarak 2003’te Mısır ile 2007’de Lübnan ile ve 2010’da İsrail ile deniz yetki alanlarının belirlenmesi için anlaşmalar imzaladı. Bununla da yetinmeyip 2007 yılında sözde ruhsat sahaları belirleyip uluslararası ihaleler açtılar. 2011 yılında ilk sondajı onlar gerçekleştirdi. Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin tüm bu süreçte yaptığı uyarılar maalesef uluslararası toplum tarafından görmezden gelindi. Biz o gün ne söylemişsek şimdi de aynısını söylüyoruz. Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin adil bir şekilde yer almadığı hiçbir denklem barış ve istikrar üretemez.”

KİMSENİN HAKKINA, HUKUKUNA ENGEL OLMUYORUZ

Biz kimsenin hakkına, hukukuna el atmıyoruz. Sadece Rum-Yunan ikilisinin haklarımızı gasbetmesine engel olmaya çalışıyoruz. Sorunun çözümünün gerilimi daha da tırmandırmaktan değil müzakere masasından geçtiğine inanıyoruz. Diplomasi ve müzakere, bizleri ortak paydaya ulaştıracak en kısa yoldur. Kıbrıs Türklerinin de yer alacağı Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz, bu irademizin samimi bir ifadesidir. Arzumuz, AB’nin uzattığımız eli havada bırakmaması, Avrupa dayanışması adına çözümü zorlaştıracak adımlardan imtina etmesidir.

HİÇBİR ZAMAN KUZEY KIBRIS’IMIZI YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ

KKTC Su Temin Projesini, 2015’te hizmete açmak suretiyle adanın içme, kullanma ve sulama suyu sorununu çözdük. Boru hattında meydana gelen arızayı hava şartlarının elverdiği ölçüde yerli imkanlarla tamamladık. Tarımsal sulama hatlarının açılmasıyla toplamda 71 bin 540 dekar alan sulanabilecek, böylece Kuzey Kıbrıs ekonomisinde yaklaşık 127 milyon lira gelir artışı sağlanmış olacak. Su temini projesinin tarımsal sulama kısmında devam eden çalışmaları da yakından takip ediyoruz. Şimdi ise bir, yine denizin altından doğal gaz çalışması, iki yine denizin altından kablo ile elektrik enerjisi getirme çalışmalarımızı da ayrıca sürdürüyoruz. Hiçbir zaman Kuzey Kıbrıs’ımızı yalnız bırakmayacağız, desteksiz bırakmayacağız.

Kontrol Et

Ekonomimizde ve piyasalarımızda öncelikle güven ve istikrar ortamına ihtiyaç var

Ekonomimizde ve piyasalarımızda öncelikle güven ve istikrar ortamına ihtiyaç var

Covid-19 salgını insan hayatını tehdit etmeye devam ederken, piyasaları da derinden sarmıştır. AB ile olan …