Nazım Hikmet 119’uncu Yaşında Anıldı

Moskova Yunus Emre Enstitüsü Nazım Hikmet’in doğumunun 119. yılını düzenlenen özel bir etkinlikle kutladı. Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar, Yazar Zülfü Livaneli, sinema oyuncusu Türkan Şoray ve Rus ve Türk akademisyenlerin, katıldığı çevrim içi programda yazarın şiirler, Türkçe ve Rusça dillerinde okundu ve yazarın yaşamı farklı ayrıntılara yer verildi.

Moskova Yunus Emre Enstitüsü Türkçe’nin büyük şairi Nazım Hikmet’in 119’uncu doğum günü yıldönümünü kutlamak amacıyla unutulmaz bir etkinliğe imza attı. Etkinliğe Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar, Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Ömer Kaynak, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Ali Galip Savaşır ve ünlü yazar ve sanatçı Zülfü Livaneli ve Türk sinemasının “Sultan” lakaplı oyuncusu Türkan Şoray da katıldı.

Nazım Hikmet, Türkoloji üzerine araştırmalar yapan birçok bilim insanı ve akademisyenin katıldığı anma etkinliğinde, Dr. Daria Zhigulskaya, Sankt Petersburg Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesinden Doç. Dr. Aliya Suleymanova, Beykoz Üniversitesinde Dr. Nilay Özer, Rusya Sosyal ve Siyasi Tarihi Devlet Arşivinden Dr. Nikolay Lisenkov ünlü şairin hayatı hakkında birçok bilinmeyen detay, şiirinin özellikleri, Nazım Hikmet’in Türk-Rus ilişkilerindeki önemine dair oldukça bilgilendirici ve etkileyici sunumlar yaptılar.

 

NAZIM HİKMET ŞİİRLERİ OKUNDU

Türkçe ve Rusça yayımlanan program, yazarın en sevilen şiirleriyle başladı. Yazarın yaşam hikayesine yer verilen etkinlikte, yazarın “24 Eylül 1945”, “Bugün Pazar” “Seviyorum Seni” ve “Gelin Canlar” şiirlerinin de aralarında bulunduğu eserleri okundu.

Etkinlik sırasında yapılan sunumda “Nazım’ın hepimize verdiği çok önemli ve değerli ders şudur: ‘Her gün hayatın zorluklarıyla baş etmek ve her şeye rağmen dimdik durmak lazım. Çünkü her gecenin ardından güneş doğar.’” ifadelerine yer verildi.

 

Etkinlikte Moskova Nazım Hikmet Vakfı Başkanı Ali Galip Savaşır bir konuşma yaptı. Savaşır, “Nazım’ın ikinci memleketi Moskova’dan kucak dolusu sevgiler gönderiyoruz. Yeni yılda Nazım Hikmet’in 119. yaş gününü kutlayarak umutla başlıyoruz. İyi ki Türkiye’nin evladısın Nazım diyoruz. Biliyoruz Moskova’da yaşayan Türkler olarak 3 Haziran ölüm yıl dönümünde her yıl onun anınsa yakışır bir şekilde anmaya çalışıyoruz.” dedi.

YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜNÜN DESTEĞİYE ANMA ETKİNLİKLERİ DÜZENLENİYOR

Savaşır, anma etkinliklerinin 1999 yılından beri süregeldiğini ve 2009 yılında Nazım Hikmet Anma Komitesi kurularak devamlılık içinde daha yaygın şekilde düzenlendiğini söyledi. Savaşır tüm bu çabalar sonucunda artık Nazım Hikmet’i anma törenlerinin 2019 yılında kurulan Moskova Nazım Hikmet Vakfınca yürütüldüğünü belirtti. Savaşır konuşmasını şöyle devam ettirdi:

“Son yıllarda Moskova’da faaliyete geçen, yılların hayali Yunus Emre Enstitüsü, yıllardır bu geleneği yaşatan Nazım Hikmet Kütüphanesi ve bizlerin de katkısıyla Nazım Hikmet’in doğum günlerine de önem verilmeye başlanmıştı. Zira Ruslar evliliklerini ölüm değil doğum günlerinde hatırlıyor, anıyor, yad ediyor. Nazım’ın doğum günü 15 Ocak biliniyor, kutlanıyor. 15 Ocak uzun yılbaşı tatiline denk geldiği için biz her yıl 25 Ocak’ta kutlamayı bir gelenek haline getirdik. Bu yıl, pandemi nedeniyle çevrim içi yapılmasına karar verilen doğum günü, Moskova Nazım Hikmet Vakfının organizasyonu, Yunus Emre Enstitüsü, Moskova Devlet Üniversitesi ve Nazım Hikmet Kütüphanesinin katkılarıyla gerçekleşti. Bu programa desteğini esirgemeyen ve katkıda bulunan Büyükelçimiz Sayın Mehmet Samsar’a, Yunus Emre Enstitüsüne, Profesör Doktor Ömer Özkan’a, Moskova Devlet Üniversitesi Öğretim Görevlisi Hocalarımıza, değerli büyüğüm besteci, yazar ve vakfımızın onursal başkanı Zülfü Livaneli’ye ve ülkemizin hakiki sultanı Türkan Şoray Hanımefendi’ye şükranlarımızı sunuyoruz. Üniversite öğrencilerimizden oluşan Moskova Nazım Hikmet Vakfı Öğrenci Komitesine çok teşekkür ediyorum. Onlarla gurur duyuyorum.”

Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar’ın etkinlikte yayınlanan mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Nazım Hikmet’i doğumunun 119’uncu yılında anmak üzere düzenlenen bu etkinliğe katılmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Nazım Hikmet şiirleriyle olduğu kadar içindeki vatan sevdasıyla edebiyatımıza damga vurmuş, genç nesillere ilham vermiş bir değerimizdir.

Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar: Nazım Hikmet şiirleriyle olduğu kadar içindeki vatan sevdasıyla edebiyatımıza damga vurmuş, genç nesillere ilham vermiş bir değerimizdir. Nazım Hikmet’i ölümsüz kılan eserlerinin yeni nesiller tarafından da öğrenilmeye yaşatılmaya devam etmesidir.

Nazım Hikmet’i ölümsüz kılan eserlerinin yeni nesiller tarafından da öğrenilmeye yaşatılmaya devam etmesidir. Her ne kadar 1963 yılında yaşama gözlerini yummuş olsa da eserlerinden bir şekilde etkilenmeyen, ilham almayan çok az kişi vardır. O eserlerinde anlattığı, sevdalarıyla, aşklarıyla, ayrılıklarıyla, fikirleriyle, mutluluklarıyla, hayal ve hayal kırıklıklarıyla hepimizin hayatına bir şekilde dokunmuştur. Rus halkına da Nazım Hikmet’e gösterdikleri yakın ve sıcak ilgiden dolayı da teşekkür borçluyuz.”

“NAZIM HİKMET RUSYA VE TÜRKİYE ARASINDA GÖNÜL KÖPRÜSÜ OLDU”

Büyükelçi Mehmet Samsar konuşmasına şöyle devam etti:

“Rusya’da geçirdiği yıllar ve memleket sevdası başta olmak üzere hayata dair kaleme aldığı eserler sayesinde Nazım Hikmet ülkemiz ve Rusya arasında bir gönül köprüsü olmuştur. Her yıl olduğu gibi bu sene de doğumun 119. Yılında çok değerli sanatçılarımız ve akademisyenlerin katılımıyla Moskova’da bu etkinliği yapmamız da bunun en önemli göstergesidir. Salgının sebep olduğu kısıtlayıcı koşullara rağmen bu etkinliğin düzenlenmesini sağlayan Yunus Emre Enstitüsü olmak üzere Moskova Türk Kültür Merkezi ve Moskova Nazım Hikmet Vakfına teşekkürlerimi sunuyorum. Sözlerimi Nazım Hikmet’in dünyanın neresinde olursak olalım kendimizi küresel bir pandemi noktasında bulduğumuz bu günlerde özellikle kendimize daha fazla dokunduğumuza inandığım bir şiirden birkaç dizeyle bitirmek istiyorum:”

 

  “Yaşamak şakaya gelmez,

   Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

   Bir sincap gibi mesela,

   Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir
şey beklemeden,

   Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

   Yaşamayı ciddiye alacaksın,

   Yani o derecede, öylesine ki,

   Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın   duvarda,

   Yahut kocaman gözlüklerin,

   Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

   İnsanlar için ölebileceksin,

   Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

   Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

   Hem de en güzel en gerçek şeyin

   Yaşamak olduğunu bildiğin halde.

   Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

   Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

   Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

   Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın
için,

   Yaşamak yanı ağır bastığından.”

 

ZÜLFÜ LİVANELİ: NAZIM HEM PUŞKİN’İMİZ HEM DE GOGOL’ÜMÜZ

Sanatçı, yazar ve Moskova Nazım Hikmet Vakfının Onursal Başkanı Zülfü Livaneli ise anma etkinliği sırasında yayınlanan mesajında şu ifadelere yer verildi:

“Nazım Hikmet’in büyük şair olduğunu zaten biliyoruz. Doğduğu için, doğmuş olduğu dünyamıza katkıda bulunduğu için ona şükran borçluyuz. Büyük şair ve benim deyimimle şiirimizin şah damarı. Gerçekten de şah damarı. O olmasaydı Türkiye’de şiir başka yönde ilerleyecekti, başka yönde everilecekti.

Zülfü Livaneli: Puşkin edebiyat dilini yaratmıştır. Gogol konuyu yaratmıştır. Nazım Hikmet ikisini birden yaratmıştır. Bizim edebiyatımızda Nazım bizim hem Puşkin’imiz hem Gogol’umuzdur.

Nazım Hikmet Türkiye’de şiiri, dili ve anlatıyı kendi döneminde yeniden yaratmış bir şairdir. Peki, çok seviyoruz, çok beğeniyoruz. Hepimiz şiirimizin şah damarı diyoruz. Ama neden? Şimdi bunun üzerinde biraz durmak lazım. Nazım’a övgü gerekmez. Bütün dünyada sevilmiş. Pablo Neruda sevmiş, Garcia Lorca sevmiş, hepimiz sevmişiz. Daha ne olsun? Fakat neden olduğunu şöyle düşünmek lazım: Rusya’da Puşkin çok önemlidir, biliyoruz. Puşkin dili yeniden yaratmış, edebiyatı yaratmış bir insan. Gogol de çok önemlidir. Dosteyevski’nin “Biz hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık” dediği gibi Gogol da çok önemli bir adam. Çok önemli bir insan. Onun küçük insana, St. Petersbourg’daki küçük insana bakışı, onun yarattığı olay, Dosteyevski’yi, Tolstoy’u, Çehov’u hepsini etkilemiş. Onun için “Biz onun Paltosu’ndan çıktık.” yani “Palto adlı öyküsünden” diyor Dosteyevski. Şimdi iki ayrı olaydan bahsediyorum. Puşkin edebiyat dilini yaratmıştır. Gogol konuyu yaratmıştır. Nazım Hikmet ikisini birden yaratmıştır. Bizim edebiyatımızda Nazım bizim hem Puşkin’imiz hem Gogol’umuzdur. Hem konuyu getirmiştir, dünyaya bakışı, 19. Yüzyıl Rus romanını büyük sırrı olarak gördüğüm, şefkati, anlattığı insana duyduğu sevgiyi; daha doğru, daha güzel, daha adil bir dünyaya duyduğu özlemi dile getirmiştir o güzel yüreğiyle. Ama bir yandan da biçim olarak da önce Puşkin’in getirdiği daha sonra Yeseninler, Mayakovskiler hatta Visovskiler tarafından başka başka biçimlere büründürülen o yeni teknikleri de benimsemiştir. Dolaysıyla bizim hem Puşkin’imiz hem Gogol’ümüzdür.”

Türk şiirinde yer etmiş birçok şair olduğunu ancak Nazım Hikmet’in özel bir yeri olduğunu vurgulayan Zülfü Livaneli konuşmasına şöyle devam etti:

“Yahya Kemal de bizim çok büyük bir şairimizdir. Her dizesine hayran olursunuz, kristal gibidir. Ama Nazım Hikmet gibi değildir. Çünkü Nazım gibi yenilik yaratmamıştır, dönüştürmemiştir. Dünyada kendi dilini kendi kültürünü dönüştüren, başka bir biçime döken yazarlar, şairler çok önemsenir. Walt Whitman gibi Edgar Allan Poe gibi. Yeni yaratılara imkân açan, dili dönüştüren insanlar vardır. Nazım hikmet de bunu yapmıştır. Ama bunu yaparken bizim ülkemizin kimlik problemi olan 3 konuyu da sentezlemeyi de bilmiştir. Bu bakımdan Türkiye’nin önündeki siyasi modeldir aynı zamanda. Bir Osmanlı paşazadesi olarak doğmuştur. İlk olarak Mevlana’ya şiirler yazmıştır. Aruzu ve divan şiirini çok iyi bilir. Fransızca bildiği için bütün Fransız şairlerini ezbere bilir. Hapishanede yattığı için halk şiirini ezbere bilir, halk türkülerini ezbere bilir. Bu üçünü birleştirmeyi başardığı için, bu üçüyle birlikte bu estetiği yarattığı için çok büyük ve dönüştürücüdür. Ben 20’li yaşlarda Nazım Hikmet şiirleri bestelemeye başladığım zaman, 20’den fazla şiirini bestelediğim zaman bunu buldum. Dedim ki; müzikte de bu üç ayrı unsuru kullanmam lazım. Yoksa Nazım Hikmet bestelenemez! İyi ki bayrak gibi bir Nazım’ımız var. Duruşuyla, düşüncesiyle, teorisiyle şiire getirdiği olanaklarla büyük Nazım Hikmet var. Doğum günün kutlu olsun!”

TÜRKAN ŞORAY: HEP KALBİMİZDESİN

Türk sinemasının Sultanı lakaplı ünlü oyuncu Türkan Şoray ise mesajında şunları söyledi”

 

“Memleket hasretini ve aşkını en deli biçimde anlatan eşsiz şair Nazım Hikmet. Seni vatanına ve insana tutkuyla bağlılığını seviyoruz. Sen hep aramızdasın. Doğum günün kutlu olsun. Hep kalbimizdesin. “

PROF. DR. ÖMER ÖZKAN: NAZIM, TÜRKİYE İLE RUSYA ARASINDA KÖPRÜDÜR

Moskova Yunus Emre Enstitüsü Müdür Prof. Dr. Ömer Özkan ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Diller ve kültürler tarihi süreç içerisinde demlenerek yükselir ve yüksek dil ve kültür seviyesine erişirler. Hiç şüphesiz ki bunda o dile mensup o dilde şairler ve sanatkârlar büyüktür. Nazım’ı da böyle düşünmek kanaatindeyim. O ortaya koyduğu eserlerle Türkçe’yi yükselten şairlerimizin en önde gelenlerindendir. Türkçe’miz ve bizler aslında bu manada ona çok şey borçluyuz.

Prof. Dr. Ömer Özkan: Diller ve kültürler tarihi süreç içerisinde demlenerek yükselir ve yüksek dil ve kültür seviyesine erişirler. Hiç şüphesiz ki bunda o dile mensup o dilde şairler ve sanatkârlar büyüktür. Nazım’ı da böyle düşünmek kanaatindeyim.

Biliyoruz ki şair dili en iyi kullanan insan, büyük şair ise dili tüm imkânlarıyla kullanabilen insandır. Bunun şiirinde de Türkçe’nin tüm imkânlarını ve kültürün tüm dokularını, yani şiirin gücünü ve zenginliğini görürüz. Yine şairler ve sanatkârların diğer önemli vasıfları birleştirici olmalarıdır. Onların metinleri birleştirici metinlerdir. İnsanlar onların eserlerini okuyarak aynı duygular ve aynı hisler etrafında bir araya gelirler. Biz de bugün bunu yaşıyoruz. Nazım, bizi her yıl olduğu gibi bir araya getirdi. O, Rusya ile Türkiye arasındaki ortak isimlerden, ortak kültürel unsurlardan bir tanesi. Biz böyle isimleri köprü isimler olarak anıyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle ben de kendisini 119. doğum günü yıl dönümünde bir kez daha rahmetle anıyor ve bu programın gerçekleşmesindeki destek ve iş birlikleri için Nazım hikmet Kütüphanesine, ki her yıl Nazım’ı birlikte anıyoruz, teşekkür ederiz. Kütüphane Müdürü Galina Sudyina Hanım’ın rahatsız olduğunu duydum kendisine acil şifalar diliyorum. Yine Moskova Devlet Üniversitesi’ne, Nazım Hikmet Vakfı’na, genç öğrencilerimize teşekkür ediyorum ve hürmetlerimi arz ediyorum.”

DR. DARIA ZHIGULSKAYA: NAZIM HİKMET’İN KADERİ TÜRKİYE VE RUSYA İÇİN OLAĞANÜSTÜ ÖNEME SAHİPTİR

Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsüden Dr. Daria Zhigulskaya etkinlikte yaptığı sunumda Nazım Hikmet’in Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerde önemli bir figür olduğundan bahsetti. Dr. Zhigulskaya sunumunda şunları söyledi:

“Ben ilk olarak yakın dostumuz Ali Galip Savaşır sayesine büyük şair yazar, düşünür ve hümanist Nazım Hikmet’in doğum ve ölüm yıl dönümleri vesilesiyle Moskova’da yıllardır düzenlenen etkinliklere katılıyor olmaktan büyük memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum. Bu güzel geleneğin yıldan yıla gelişip, daha fazla popülerlik kazanması ve bilhassa gençlerden yeni dostlar edinmesi mutluluk vericidir.

Dr. Daria Zhigulskaya: Nazım Hikmet, Rus – Türk ilişkileri tarihinde özel bir konuma sahiptir. Halklarımız arasındaki görülmeyen bağları ve ilk bakışta ortaya çıkan farklılıklara rağmen aslında var olan mantalite yakınlığı sergileyen başka bir figür mevcut değil…Nazım Hikmet, Rus – Türk ilişkileri tarihinde özel bir konuma sahiptir. Halklarımız arasındaki görülmeyen bağları ve ilk bakışta ortaya çıkan farklılıklara rağmen aslında var olan mantalite yakınlığı sergileyen başka bir figür mevcut değil.

Bugün bilimsel bir sunum yapmayacağım. Bugünkü etkinliğimize Nazım’ın hayatının farklı dönemleriyle ilgili olan ve üzerinde az çalışan konulardaki araştırmalarıyla önde gelen Rus ve Türk bilim adamlarının katılması hakikaten onur vericidir. Nazım Hikmet, Rus – Türk ilişkileri tarihinde özel bir konuma sahiptir. Halklarımız arasındaki görülmeyen bağları ve ilk bakışta ortaya çıkan farklılıklara rağmen aslında var olan mantalite yakınlığı sergileyen başka bir figür mevcut değil. Asırlardır Rusya ve Türkiye iki komşu ülkedir. Bu coğrafi yakınlık iki ülkenin tarihinin ve kültürünün etkileşimine yol açmıştır. Fakat Rus Türkoloji biliminin önderi Vladimir Gordlevskiy’nin ifade ettiği gibi devletler arasında farklı alanlardaki yoğun temaslara rağmen 19. yüzyılın ilk yarısında çok az şey biliniyordu. Zamanla Rusya’nın dış politikaları temelinde Türkiye’ye beslediği ilgi, komşusunu da iyi tanımak, tarihini dilini ve kültürünü öğrenme isteğine dönüştü. Böylece 19. yüzyılın ikinci yarısında Rusya’da yeni bir bilim dalının, Türkoloji’nin teşkil edilmesi süreci başladı. Bütün insanlık için zor sınavlarla dolu 20. Yüzyıl, Rus-Türk ilişkilerinin de yeni sayfasını açtı. Söz konusu ilişkiler hiçbir zaman çizgisel değildi. Tam tersine hep inişli çıkışlıydı. Halklarımızın kaderlerini birbirine bağlayan büyük şair tam bu dönemde yaşadı ve eserlerini yarattı. Nazım Hikmet, Rus – Türk ilişkileri tarihinde özel bir konuma sahiptir. Halklarımız arasındaki görülmeyen bağları ve ilk bakışta ortaya çıkan farklılıklara rağmen aslında var olan mantalite yakınlığı sergileyen başka bir figür mevcut değil.Sovyetler Birliği şairin ikinci vatanı oldu, Rus dili şairin ikinci ana dili oldu. Büyük bir hümanist olduğu kadar büyük bir yurtseverdi. Şiddete karşı duran, barışı, kardeşliği savunan büyük bir şairdi. Bugün de bize her durumda insan olmayı ve insan kalabilmeyi öğretiyor.”

SUAT DERVİŞ İLE HATIRALAR

Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsünden Prof. Dr Alfina Sibgatullina ise etkinlikte yaptığı tebliğde Nazım Hikmet hakkında az bilinen gerçekleri anlattı. Prof. Dr. Zibgatullina Nazım Hikmet’in, Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı olan Suat Derviş ile olan arkadaşlığından bahsetti. Prof. Dr. Sibgatullina, Nazım Hikmet’in, “1920’de Gölgesi adlı şiirini” adına ithafen yazdığı Suat Derviş’e olan platonik aşkının az bilindiğinden bahsetti.  Sibgatullina,Türk klasiklerinin araştırılmasında büyük bir katkısı olan Radi Fish isimli Rus Türkoloğun Nazım Hikmet’in bibliyografyasını ve Suat Derviş’in ünlü “Fosforlu Cevriye” romanını Rusça’ya çevirdiğinden söz etti.

Sankt Petersburg Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesinden Doç. Dr. Aliya Suleymanova teşekkürlerini sunarak başladığı “Nazım Hikmet’in Sesli Figüranlığı Metaforunun Kültürel Kökleri Üzerine” başlıklı sunumunda “1935 Bir Provakatör Üzerine Hiciv Denemeleri” isimli şiir üzerinde yaptıkları incelemeyi sundu.

DR. NİLAY ÖZER İLE “NAZIM HİKMET ŞİİRİNDE İMAJIN FELSEFESİ”

Beykoz Üniversitesinde görev alan şair ve akademisyen Dr. Nilay Özer etkinlikte “Nazım Hikmet Şiirinde İmajın Felsefesi” başlıklı sunumunda şu ifadelere yer verdi:

“Genç Nazım’ın şiiri 1921’de Sovyetler Birliği’ne gitmesinin ardından fütürist-konstrüktivist bir etkilenme döneminden geçmiş.  1920’lerin Sovyetler Birliği’nin yaratıcı, deneyselci, sanatsal ortamında o da deneyselci, modernist, avangart bir karakter kazanmıştır. Divan şiiri geleneğinin modern uzantılarından ya da hececi şiirden öğrendiği şiir yazma tarzını, imaj üretimini ve imajları hangi alanlarda, hangi işlevlerde kullanabileceğini de bu etkilerle değiştirmiştir Nazım Hikmet. Burada şair dünyanın bilgisine ulaşan insanı ve imajlarla dolu insan deneyimini keşfeder ve dünyada bulunma hâlini büyük oranda duyu verileri türündeki imajlarla şiirleştirir. Başka bir deyişle sosyolojik, tarihsel ve estetik veriler olarak gördüğü imajlar arasında şiiri sosyolojik, tarihsel, estetik analizlere açar. Nazım Hikmet’te imaj konusu irdelelen, üzerine çok yazılan, çizilen bir konu. “

DR. NİKOLAY LISENKOV: NAZIM HİKMET’İN DAHİ, EDEBİYATÇI VE BARIŞ SEVER YÖNÜ ÖN PLANA ÇIKIYOR

Rusya Sosyal ve Siyasi Tarihi Devlet Arşivinden Dr. Nikolay Lisenkov ise anma etkinliğinde yaptığı sunumda şunları söyledi:

Nazım Hikmet’in özel dosyasına rastladığın söyleyen Lisenkov, Hikmet’in dahi ve çok yönlü bir insan olduğunu kaydetti. Hikmet’in şair ve filozof olmanın ötesinde politik yönü olduğunu belirtti.

Nazım Hikmet’ten şiirlerle kapanan program sosyal medyada çok sayıda kişi tarafından izlendi. Nâzım’ın 15 Ocak’Taki yaş günü, Rusya’da bu tarih uzun tatilin sonuna denk geldiği için, daha yüksek katılım olması için her yıl ocak ayı sonunda yapılıyor.

Program Moskova Yunus Emre Enstitüsünün Facebook sayfasından izlenebiliyor.